Full Programlar: nonpasaran

Dns,Yasak Sitelere Giriş,Mac,Proxy,Full,Porgramlar,Themes,Html,Asp,Php,Scriptler

Copyright owners

test
nonpasaran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nonpasaran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2017 Perşembe

Microsoft ile Olan Dava Sürecim | Neden Windows Phone Kullanmaya Devam Ediyorum?

04:07 0
Microsoft ile Olan Dava Sürecim | Neden Windows Phone Kullanmaya Devam Ediyorum?
Ortada olan 2 durum var;

  1. Geçen sene bu zamanlarda Microsoft ve Windows Phone hakkında zehir zemberek bir yazı yazmış ve yerden yere vurmuştum; Andersenden Masallar: Windows Phone
  2. Sitedeki yazıların bazılarında kullandığım görsellerden ve Instagram hesabımdan da belli olacağı üzere Microsoft Lumia 950 XL kullanıyorum.

Hem böyle bir çelişkiyi açıklamak hem de Microsoft ile yaşadığım dava sürecini yazmamın okuyuculara faydalı olabileceğini düşündüğümden -biraz geç de olsa- bu yazıyı yazma gerekliliği doğdu.

I. Bölüm: Dava Süreci


Çok uzun etmeye gerek yok. Maddeler halinde süreci özetleyeyim;

  1. Nokia Lumia 925 kullanıyordum. 2013 yılının 5. ayında 1704 TL'ye almıştım. (O günün Dolar kuruyla 941 USD, günümüze uyarladığımızda 3.578 TL)
  2. Bu telefonu aldığımda resmi sitesinde verilen özelliklerinde cihazın 16 GB dahili hafıza yanında 30 GB bulut depolama (OneDrive) alanı ile geldiği belirtiliyordu. (Buradan cihazın web sayfasının çevrimdışı bir kopyasına ek olarak aynı sayfanın ekran görüntüsünü indirebilirsiniz. Ekran görüntüsünde sarı ile işaretlenmiş alanlara dikkat edin)

  3. Microsoft ilerleyen zamanda eski modellere ait bu sayfaların tamamını siteden kaldırdı. Dolayısıyla yukarıda çevrimdışı kopyasını verdiğim sayfa şu anda kullanılabilir değil.
  4. Hepinizin bildiği gibi geçen sene bu zamanlarda Microsoft, tüm Microsoft ID (Hotmail, Windowslive vs.) kullanıcılarına, OneDrive vasitasıyla ücretsiz sunduğu 15 GB depolama alanının artık 5 GB olduğunu, bu limiti aşan kullanıcıların fazla verilerinin belli bir sürenin sonunda silineceğini bildirmeye başladı. 
  5. Bu servis ücretsiz olduğu için görünürde bir sorun yoktu, Microsoft'un buna hakkı vardı. Ancak benim gibi kullanıcılar için bir sorun vardı: Ben telefona para verirken bu hizmetin ücretini de ödemiştim!
  6. Microsoft müşteri hizmetlerini arayarak durumu anlattım. -Türkiye'de her markanın çağrı merkezinde olduğu gibi- bir çözüm üretmeye yanaşmadılar.

  7. Türkiye'de müşteri hizmetleri adı altında faaliyet gösteren çağrı merkezleri, müşteriye yardımcı olmak için değil, müşteriye neden kendilerinin haklı olduğunu anlatmak için kurulan birimler. Bizler geri zekalı olduğumuz için bazen haklı olabileceğimiz gibi vehimlere kapılabiliyoruz. Onlarda sağolsunlar bize doğruları anlatıyorlar.
  8. Bunun üzerine 22.04.2016 tarihinde THH'ne (Satıcı firmaya karşı) dava açtım;

  9. 25 Ağustos 2016 tarihine gün verdiler. O tarihte gittim heyete durumu anlattım. Olaya hâkim olmadıkları için tam tatmin olmadılar ama "Biz senin lehine karar verelim, davalı konuyu Tüketici Mahkemesine taşırsa taşır" dediler ben de olur verdim.
  10. Eylül sonuna doğru karar hem bana hem davalı tarafa posta ile yazılı olarak bildirildi.
  11. 5 Ekim'de karşı tarafın Tüketici Mahkemesine itiraz etme süresi doldu. (Kararın tebliğinden itibaren itiraz için 15 gün süreleri var)
  12. 3-5 gün sonra ben daha hiçbir girişimde bulunmadan Boran Danışmanlık adında bir firma tarafından arandım. Kendileri Nokia'nın bu işleri havale ettiği bir firmaymış. Benden telefonu, telefonla gelen aksesuarları, dava kararının bir örneğini ve bana iletecekleri bir formu doldurduktan sonra kargo ile göndermemi istediler. 
  13. Kargonun kendilerine ulaşmasının ertesi günü (10 Ekim 2016) fatura bedelini eksiksiz banka hesabıma yatırdılar. Böylece yaklaşık 6 aylık bir sürenin sonunda süreç tamamlanmış oldu.


Burada bir not düşmek istiyorum: THH'ne başvurmanın hiçbir masrafı yok ancak karşı taraf kararı Tüketici Mahkemesine taşırsa, kaybetmeniz durumunda kanunda

“Tüketici hakem heyetinin tüketici lehine verdiği karara karşı yapılan itirazın kabulü durumunda mahkemece tüketici aleyhine, avukatlık asgari ücret tarifesine göre nispi tarife üzerinden vekâlet ücretine hükmedilir. Tarifenin maktu vekâlete ilişkin hükümleri uygulanmaz. "

şeklinde bir hüküm var. Ancak ne kadar araştırsam da “Nispi tarife” nin gerçek hayattaki karşılığına ulaşamadım. Bulduğum tek kaynakta (10.9- Vekalet Ücreti başlığı altında) şunlar söyleniyor;

"Hakem heyetlerinde vekille temsil edilen müvekkil/tüketici yararına vekalet ücretine karar verilemeyecektir. (Tüketici Hakem Heyeti Yönetmeliği m.22/7) Ancak Tüketici hakem heyetlerinin tüketici lehine verdiği kararlara karşı açılan itiraz davalarında, kararın iptali durumunda tüketici aleyhine, avukatlık asgari ücret tarifesine göre nisbi tarife üzerinden vekâlet ücretine hükmedilir. Tarifenin maktu ücret hükmü uygulanmaz. Örneğin; 1000 TL değerindeki davada karar bozulursa tüketici aleyhine vekille temsil edilen satıcı sağlayıcı yararına 120 TL vekalet ücreti takdir edilir. (6502 SK m.70/6, Yönetmelik m.28/5)”"

Buradan çıkardığım masrafın %12'den hesaplandığı. Ama gerçek hayatta nasıl uygulanıyor bir bilgim yok. Özetle; böyle bir durumda davayı kaybettiğiniz taktirde cebinizden ödeme yapmanız gerekebileceğini göz önünde bulundurun.

II. BÖLÜM: Telefon seçimi


Öncelikle herkesin bir telefondan beklentisi farklı. Bunu bir köşeye koyalım.

Benim bir telefondan istediğim ilk şey çok ama çok iyi bir kamerasının olması. Lumia 925'i de tercih sebebim buydu çünkü o dönemde en iyi kameralardan birine sahipti. İstediğiniz bu olunca zaten mecburen amiral gemisi olarak tabir edilen en üst seviye modeller arasında tercih yapmak zorunda kalıyorsunuz. Kimse giriş seviyesi telefonlara iyi kamera koymuyor. Buna ek olarak yaş dolayısıyla gözlerim eskisi gibi keskin değil. Alacağım telefonun büyük ekran olması gerekiyordu.

Bu çerçevede bakıldığında elimde 2 seçenek vardı: Samsung Galaxy S7 Edge ve Microsoft Lumia 950 XL.


Piyasada yüzlerce inceleme var ve çoğu para ile yaptırılan ya da fanların oyları ile manipüle edilen incelemeler. Bu yüzden bana katılmayabilirsiniz ancak benim kendi yaptığım araştırmalarda bu 2 kamera öne çıktı. Diğer telefonların (Buna iPhone 7 dâhil) kameraları bu kameralardan oldukça geride. Bunun kendi düşüncem olduğunu, sadece beni bağladığını ve bu konuyla ilgili tartışma içerecek yorumları yayınlamayacağımı da not olarak buraya düşeyim.

Bunun dışında oyun hiç oynamam. (PC varken gerek duymuyorum) Öyle ki önceki telefonum 925'e tek bir oyun bile yüklemeden 2.5 yıl kullandım. Ben telefonu daha çok telefon olarak, kitap okumak için, navigasyon için, PC başında olmadığımda Internet'e ulaşmak için, E-posta için kullanıyorum.

Dolayısıyla 2 telefonda işimi görüyordu. Bu yüzden hangisini ucuz bulursam onu alacaktım. O dönemde net hatırlamıyorum ama S7 Edge, 3.000 TL'ye yakın bir rakama satılıyordu. Yurtdışından Lumia 950 XL'yi 1.500 Liranın altında alma fırsatı olunca hiç terddüt etmeden tercihimi bu yönde kullandım.

Ayrıca navigasyon ve e-posta konusunda üstünlüğü ve Enpedi'de yazdığım yazılar dolayısıyla Windows Mobile 10 çalıştıran bir mobil cihaza gereksinim duymam da bu tercihte etkin oldu.

Telefon ile birlikte Samsung Micro SD PRO+ 128GB hafıza kartı ve şu orijinal deri kapağı aldım;


Sonuç olarak S7 Edge'nin neredeyse yarı fiyatına -benim için- aynı işlevi görecek bir telefon sahibi oldum. Dolayısıyla Andersenden Masallar: Windows Phone gibi bir yazı yazmama rağmen yine de tercihimi Windows Phone'dan yana kullanmamın sebebi budur.

Memnun muyum?


Evet. Kamerası düşündüğümden de iyi çıktı. Bir telefon için gerçekten de fantastik. Internet'te pek çok örnek fotoğraf bulabilirsiniz zaten. Ben sadece şimdi çektiğim bir tane makro çekim fotoğraf koyayım bir fikir vermesi açısından. Fotoğrafı orijinal boyutta buradan indirebilirsiniz. Açıkçası (Orijinalinden bakın) fotoğrafta görünen ayrıntıları benim gözüm göremiyor.


Amoled 4K ekranı ise zaten piyasadaki en iyi ekran. (S7 Edge'de tamamen aynı ekranı kullanıyor) Bu ekran tipinin canlı renkleri, siyahları tam siyah göstermesi yani sonsuz kontrasta sahip olması benim kesinlikle çok hoşlandığım ve aradığım bir özellikti.

Kötü yanı ise tasarımda kullanılan malzemelerin telefonun kendisine oranla son derece basit kaçmış olması. Ama aldığım kapak bu dezavantajı tamamen ve son derece zarif bir şekilde ortadan kaldırdı. Kapağın çok pahalı olması ise ayrı bir sorun. Açıkçası bu şekilde bir ücret iadesi olmasaydı bir kapağa 50 $ verir miydim pek emin değilim.


Son olarak;


Açıkçası bu yazıyı, davayı satmışım gibi hissettiğim için yazdım :) Ancak bir tüketicinin ilk önceliği ihtiyacını gören en kaliteli ürünü en uygun fiyata almak olmalı. S7 Edge yerine 950 XL'yi tercih etmemin bana minimum 1000 TL avantajı oldu. Ama emin olun eğer Türkiye'de satıldığı fiyattan alacak olsaydım (Ben alırken 2.600 TL idi. Şu anda 2.450 TL) kesinlikle almayı düşünmezdim.

13 Mayıs 2016 Cuma

Neden Çalıyoruz ve Suçlu Hissetmiyoruz?

02:33 0
Neden Çalıyoruz ve Suçlu Hissetmiyoruz?

Güncelleme... Desteklerini gösteren, üşenmeyip sayfalarca yazan, tavsiyelerde bulunan tüm arkadaşlara teşekkürler. Tüm yorumlara teker teker cevap vermek yerine buradan cevaplamak istiyorum.

Yorumlarda ağırlıklı olarak reklam meselesi ele alınmış. Bu yüzden 1-2 noktayı açıklığa kavuşturmak istiyorum;

  • Derdim kesinlikle sitenin az para kazanıyor olması değil, siteye az link veriliyor olması. Bu arama sonuçlarını etkiliyor, arama sonuçları etkilenince ziyaretçi sayısı gerektiği kadar yükselmiyor, ziyaretçi sayısı belli bir seviyede kalınca sosyal medyada takip edilebilirlik azalıyor, bunlar bir kısır döngü oluşturuyor ve sitenin ağırlığı belli bir seviyenin üzerine çıkamıyor. Bu sorunlar çözülünce zaten reklam gelirleri sitenin masraflarını karşılayabilecek. Zaten daha fazlasını da istemiyorum. Enpedi gibi binlerce orijinal içerik içeren bir siteye sadece 110 sitenin link vermesi kabul edilebilir bir durum değil.
  • Bazı arkadaşlar "Madem olmuyor sen de diğer siteler gibi davran" demişler. Şöyle söyleyeyim; Onlar gibi şerefsizce davranacağıma kapatır giderim daha iyi. Hiç olmazsa kendime küfür ettirmemiş olurum. Enpedi, hiçbir zaman zamanında eleştirdiklerinden olan, düzene uyum sağlayan omurgasız bir site olmayacak. Amaçlar ve Prensipleri görüntü olsun diye koymadım oraya.
  • Şimdilik küsüp gitmek gibi bir niyetim yok. Sadece dikkatinizi çekmek istedim. İngilizce yayın yapmamın tabii ki bana maddi anlamda getirisi çok fazla olur ama zaten İngilizce yayın yapan ve işlerini iyi yapan bir çok site var. Enpedi'nin başlangıç motivasyonu İngilizce bilmediği için bu kaynaklardan mahrum kalan kitleye aynı kalitede Türkçe kaynak sunabilmekti.
  • Bağış sistemini uzun zamandır düşünüyorum ama halen kesin bir karar verebilmiş değilim. Olumlu yanları olduğu gibi olumsuz yanları da olabilir. 

Uzun zamandır yazmak istediğim bir konuya bugün okuduğum bir araştırma vesile oldu. Avustralya, Melbourne merkezli bir üniversite olan Monash Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre Avusturalya halkının (16-75 yaş aralığındaki) üçte biri internetten illegal dizi, film, müzik indiriyor.
Araştırma ekibinin başında olan Robert Eres normalde yasalara son derece saygılı olan bu insanların konu soyut nesneler (Fikir, sanat, yazılım vs.) olunca neden birer hırsıza dönüştüğünü merak etmiş ve konuyu kendi alanı olan nörolojik açıdan incelemeye karar vermiş. Çok uzun uzun anlatacak bir şey yok özet geçeceğim ama merak eden yayınlanan akademik makaleye buradan ulaşabilir.

Özetle; Bir denek grubu oluşturmuşlar. Bu denek grubuna ilk aşamada somut bir şeyi (CD/DVD, Cüzdan, Kitap vs.) çaldıklarını hayal etmelerini istenmiş. Bu esnada da beyin aktiviteleri kayıt altına alınmış. Çıkan sonuç alttaki gibi. Beynin suçluluk duygusu ile ilgili olduğu bilinen lateral orbital frontal cortex bölümünde oldukça yoğun bir hareketlilik olmuş;

2. aşamada ise Internet üzerinden illegal bir içeriği indirdiklerini ya da bir fikri -kısaca maddi olmayan bir mülkiyeti- çaldıklarını hayal etmeleri istenmiş. Bu esnada yine beyin aktiviteleri kayıt altına alınmış. Sonuç; İnsanoğlu soyut şeyleri çalarken o kadar da suçluluk duymuyor!



Burada bir not düşmek istiyorum: Ben bilime sonsuz saygı duyan hayatını öğrenmeye daha bilgili olmaya adamış bir insanım ama bu deney ortaya sadece bir sonuç ortaya koymuş. Sebep konusunu ise ortada bırakmış. Bu da insanın biyolojisi sebebiyle böyle davrandığı gibi yanlış bir sonuca varmayı sağlayabilir. Bence bu sonucun ortaya tek şey var: İnsanlar yakalanma riskleri olmadığında, yakalanma riski olsa bile ceza (Adli veya sosyal) almayacaklarını hissettiklerinde çalmakta bir sorun görmüyorlar. Bu kadar basit!

Paylaşım yasaldır fikrini savunanlara göre;
1- Hırsız mülkiyeti alır götürür. Bu yüzden hırsızdır.
2- Mülkiyeti kopyalar bir getiri karşılığı dağıtırsanız telif haklarını ihlal edersiniz.
3- Mülkiyeti kopyalar ve hiçbir getirisi olmadan dağıtırsanız bu paylaşımdır ve doğaldır.


Paylaşım hırsızlık mıdır?

Internet dünyasında çok uzun zamandır insanlar ikiye ayrılmış durumdalar: Paylaşımın hırsızlık olduğunu savunanlar ve paylaşımın sadece paylaşım olduğunu savunanlar. Paylaşımın sadece paylaşım olduğunu ve masum olduğunu savunanların argümanı üstteki resimde basitçe anlatılıyor. İlk başta basit, etkili ve mantıklı bir açıklama gibi görünse de hayat bu kadar basit değil. Bu konuda benim fikirlerim şöyle;


Öncelikle şunu belirteyim; Aşağıya ne yazarsam yazayım karşısına şu argümanla çıkılabilir; "Ben bir film/oyun/program/kitap vs. vs. satın aldığımda bunu arkadaşımla paylaşmam nasıl yanlış değilse Internet üzerinden paylaşım da bu şekilde yanlış olamaz." Bu kısmen doğru bir argüman bu cebimizde dursun.

  • Yazılım (İşletim sistemi, program vs.) gibi kopya başına lisans satılan ürünlerin üstteki argüman ile savunulması mümkün değil. Bu ürünlerin doğası gereği tek bir nihai kopya üretmek için şirketler mesai ve kaynak harcarlar ardından ortaya çıkan ürünün kopyalarını satışa sunarlar. Bu ürünleri üreten şirketlerin haklarının otoriteler tarafından korunmaması (Ürünlerinin illegal paylaşılması) bu şirketlerin batmasına sebep olacaktır. Dolayısıyla şimdi korsan olarak kullandığımız ürünü ileride parasını versek dahi alamayacağız çünkü kimse üretmeyecek.
  • Film. Filmlerinde üstteki paragrafa benzer bir dağıtım süreci var. Ancak filmler 3 aşamada para kazanıyorlar;

    • Sinemalarda bilet satışı (Asıl para kazanılan kısım bu. Burada korsanlıktan hiçbir zararları yok)
    • Blu-Ray/DVD formatında satış (Sinemalara göre çok cüzi bir rakam gelir. Korsanlık burada kazancı etkiliyor)
    • TV telif hakları (İlk 2 gelir kaynağına göre daha az gelir. Korsanlıktan etkilenme yine mevcut)

    Burada ben gri kısımdayım. Örneğin bir film sinemalara geldi. Hemen hemen aynı zamanda CAM sürümleri Internet'e düşüyor. Bu CAM sürümleri çamur gibi bir görüntü kalitesine sahip oluyor ve bu sürümleri indirip izleyenler zaten bu imkanları olmasa bile sinemaya gitmeyecekler. (Zarar yok)  2-3 ay sonra Blu-Ray/DVD sürümleri çıkıyor. Bu esnada internete yüksek kaliteli versiyonları düşüyor. Açıkçası bu esnada film indirenlerin %90'ının 50-60 TL verip Blu-Ray sürümünü satın alacaklarını sanmıyorum. Ayrıca alsalar bile bunu seyretmek için donanım gerek. (Zarar az. Ama internetten uygun fiyata yüksek kaliteli versiyonu indirme şansı sunsalar çoğu insan satın alacaktır diye düşünüyorum) Sinema sektörü -ABD'nin çoğu sektörü gibi- balon bir sektör. ABD'de bir fikir buldunuz 1-2 sene içinde bunu milyar dolarlara satma imkanınız var. Kimse "Bu, bu kadar eder mi?", "Biz bunu alıyoruz ama buna verdiğimiz parayı nasıl çıkaracağız?" diye düşünmüyor. Çünkü satın alan şirketlerde genelde balon ve yöneticileri sele kapılmış bir tahta misali akıntıya ayak uyduruyorlar. (İzlemiyorsanız Silicon Valley'i izlemenizi öneririm) Facebook'un Whatsapp18 milyar dolara, Microsoft'un Skype8.5 milyar dolara alması... Activision'un Candy Crush6 milyar dolara alması... (HP'nin Autonomy'ye 10 milyar doları gömmesi her halde tarihin en salakça satın almasıydı bunu saymıyorum bile) Sonuçta bunlar sadece birer uygulama. Yarın daha iyi bir fikir bu uygulamaları tarihe gömecek. Teknoloji tarihi bunun örnekleri ile dolu. Sinema sektörü de aynı şekilde işliyor. Bu gün üst seviye bir Holywood starının film başına istediği rakam 20 milyon dolardan başlıyor. Peki, bu ederi kim belirliyor? Neden bu insanlar hayatını bilime adamış bir bilim insanının, insanlara yardım için 30 senesini harcamış çok iyi bir doktorun, uzay mekiği yapan bir mühendisin, dünyayı ileriye taşıyan, insanların hayatını kolaylaştıran işler yapan milyonların hayatı boyunca kazandığı paranın onlarca katını tek bir filmde kazanıyorlar? Serbest piyasa ekonomisi diyebilirsiniz ama bu piyasayı da belirleyen ABD'nin balon eğlence şirketleri değil mi? Bu şirketlerde istiyorlar ki dünya yansın ama onların bir tutam otları yanmasın. Düzenleri onların kafasına göre devam etsin. Bir filmden milyar dolar kazansınlar, oyunculara milyon dolarlar dağıtsınlar, sektörün kaşarları insan aklının alamayacağı bir lüks içinde yaşasınlar.  Burada mesele hırsızlık, hak hukuk meselesi değil. Bir realite meselesi var. Engelleyemiyorsanız uyum sağlayacaksınız. Nasıl müzik sektörü aklını başına aldı sinema sektörü de alacak. Çünkü bir kısmın deyişiyle korsanın, bir diğer kısmın deyişiyle paylaşımın önüne geçmek mümkün değil. 
  • Dizi. Dizilerin tamamen farklı bir dağıtım ve para kazanma süreci var. Açıkçası benim bu konuda fikrim net: Diziyi yapıyor ve yayınlıyorsunuz. Yani havaya salıyorsunuz. İsteyen alır kullanır. Zoruna giden tiyatro yapacak, salona kamera sokmayacak.

Peki, fikir hırsızlığı!


Şimdiye kadar hep söyledim: Bu siteyi para kazanmak için açmadım. Sizlere en iyi şekilde hizmet vermeye odaklandım. Bu yüzden;

  • Sitede sadece Google reklamlarını yayınladım. Bu reklamlarında sizi kesinlikle rahatsız etmeyecek şekilde yerleşmesine azami özeni gösterdim.
  • Başka sitelerin hit sayılarını arttırmak için 10-20 sayfaya böleceği uzunlukta olan yazıları dahi tek sayfada yayınladım.
  • Kimsenin yazmadığı konularda onlarca özgün Türkçe'de ilk defa yazılmış makaleler yazdım.
  • Yazdığım yazılara ilgi çeksin tıklama sayısı artsın diye sansasyonel başlıklar atmak yerine hep yazıyı olabildiğince iyi tanımlayan başlıklar atmaya özen gösterdim.
  • Yazdığım yazılar tek kişiye dahi zarar vermesin diye defalarca, her şartta denedikten sonra yayınladım. Normalde günde 5-10 özensiz yazı yazabilecekken özenle yazılmış tek bir yazı yazmayı tercih ettim. Siz farkında değilsiniz ama yazıya koyacağım tek bir resim için bir günümü harcadığım oluyor. Bir tek cümlede hatalı bilgi vermemek için yüzlerce sayfa teknik dokümanı gözden geçirdiğim oluyor.
  • Bütün buna rağmen yine de yazılarla ilgili bir sorun yaşadığınızda ya da yardıma ihtiyacınız olduğunda tüm sorularınıza cevap verdim.

Bunun karşılığında ne aldım?


Günde ortalama 50 000 sayfa gösterimi olan, binlerce özgün makalenin yer aldığı Enpedi'ye link veren site sayısı sadece 110! Yazıyla yüz on! Dolayısıyla Google Pagerank değeri 2 yani çok zayıf. Peki neden?

Çünkü çoğunuz burada okuduklarınızı, neredeyse burada okuduğunuzla aynı kelimelerle, cümlelerle başka platformlarda bunu doğuştan biliyormuşsunuz gibi yazıp caka satıyorsunuz. "Ben bunu burada okudum arkadaşlar" deyip link vermek yok. Peki, bir gün ben ve benim gibiler "Eee yeter be" derse nereden alıp caka satacaksınız?

Enpedi'deki herhangi bir yazıyı açıp bir kısmını Google'da arattığımda onlarca yerde yazdıklarımın kopyalanıp yapıştırılıp yayınlandığını görüyorum. Bunu hiç önemsemedim çünkü önüne geçmenin imkânı yok. Ancak işin kötü tarafı çalınan içerik yüksek hitli bir sitede/forumda kopyala yapıştır ile yayınlandığında Google aramalarında genelde o site daha üstte çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz? Ben günlerce emek harcayıp eksiksiz bir yazı yazıyorum, biri çıkıp bunu çok ziyaretçisi olan bir forumda 4 tıklatma ile yayınlıyor ve Google aramalarında bu içerik benim yazımdan önce çıkıyor. Bunun, bunu yapana -3-5 ergenin vıcık vıcık beğenisini sağlaması dışında- hiçbir faydası yok. Zaten kendisini sömürmek için kurulmuş, arkasında genelde Türkiye'nin medya holdinglerinin para kazanmak için olduğu bir platforma yancılık ediyor.

Evet para için kurmadım bu siteyi. Ama ben de her insan gibi emeklerimin karşılığını almak istiyorum.


Nedir bu karşılık?


Enpedi'nin Türkiye'nin önde gelen saygın teknoloji sitelerinden biri olması. Bunun için ise siteyi kendi barındırma alanına taşımam, daha profesyonel ve kullanışlı bir tasarıma dönmem gerekiyor.
Ancak 7 senedir Blogger'dan ayrılamıyorum. Neden?

Çünkü bu seviyede sayfa gösterimi olan bir site kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar kazanmaktan aciz. Aylık geliri 100 doları bile bulmuyor çoğu zaman. Bu ise sunucu giderlerini dahi karşılamayacak. Peki neden?

Çünkü örneğin son bir haftada siteye giren her 5 kişinin 4'ü reklam önleyici yazılım kullanarak girmiş. Altta son bir haftanın rakamlarını görüyorsunuz;

Son bir haftada reklamların görüntülendiği sayfa gösterim sayısı
Son bir haftanın normal sayfa gösterim sayısı

Size reklam önleyici yazılım kullanmayın diyen yok aksine ben de kullanıyorum ama yararlandığım, reklamları edebiyle yayınlayan siteleri istisna olarak ayarlıyorum. Sadece oradan buradan reklamlar, açılır pencereler fırlayan siteler için kullanıyorum.

Yine bir yanlış anlaşılma olmasın diye tekrar etmekte fayda görüyorum. Enpedi'nin ve benim prensiplerimiz var. Bunları burada anlattım: Amaçlar, prensipler! Oradan bir alıntı yapayım;

    Bir siteden yararlanan bir okuyucu "Bu site benim işimi gördü bende bir reklama tıklayarak karşılık vereyim!" diyebiliyor ya da site yöneticileri ziyaretçilerini bu yönde yönlendirebiliyor.
Bu ilk bakışta masum bir davranış gibi görünse de biz bunu reklam verenin parasını çalmak, hırsızlık olarak görüyoruz. Bizim haksız kazanca ihtiyacımız yok. Bu yüzden lütfen sitemizdeki reklamlara sadece ilginizi çekiyorsa tıklayın.
Sitemizden yararlanıp bunun karşılığını vermek istiyorsanız basitçe teşekkür edin yada daha fazla insanın yararlanabilmesi için tanıdıklarınıza önerin. Bu bizim için fazlasıyla yeterli.   

Özetlersek...


"Şu bilgisayarı incelemeyecek misin?" diye sormayı biliyorsunuz ama ben o bilgisayarı üreticisinden incelemek için istediğimde reklam ajansı bakıyor isteyene; Kaç Facebook takipçisi var, kaç Twitter takipçisi var. Zahmete değer mi?

Böyle bir sayfanın 400 000 takipçisi varken, 3 000 takipçisi olan bir platformu doğal olarak -etki alanını az diye- tercih etmiyorlar.

Hiç mütevazı falan olmayacağım; Enpedi'nin faaliyet gösterdiği alanda içeriğine uzaktan yakından yaklaşan tek bir Türk sitesi dahi yok. Buna microsoft.com dahil. Buna rağmen site istediğim hızla büyümüyor. Ben yapılacak her şeyi (Orijinal içerik üretmek, okuyucuya karşı dürüst olmak, tatlı su kurnazlıkları ile hit arttırmaya çalışarak okuyucuyla dalga geçmemek vs. vs.) yapmama rağmen sonuç bu oluyorsa bunda herhalde suç benim değil. Suç sizlerin! Suç sizlerin bencilliğinin!

Bu bir veda değil ama böyle giderse bir vedanın başlangıcı olacak. Çünkü böyle giderse siteyi İngilizce yayın yapan bir platforma dönüştüreceğim. Hiç olmazsa başım ağrımaz yaptığım işin de maddi olarak karşılığını alırım. Sizlerde sağda solda bulduğunuz oradan buradan aparma, yazarının ne yazdığı konusunda hiçbir bilgisi olmadığı içeriğe geri dönersiniz...

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Türkiye Internet, PC, Telefon, Tablet, Konsol, İşletim Sistemi ve Sosyal Medya Kullanım İstatistikleri (2016)

09:47 0
Türkiye Internet, PC, Telefon, Tablet, Konsol, İşletim Sistemi ve Sosyal Medya Kullanım İstatistikleri (2016)
Daha önce Dünya Internet, PC, Telefon, İşletim Sistemi ve Sosyal Medya Kullanım İstatistikleri'ni yazmıştım. Şimdi sıra geldi Türkiye'nin istatistiklerine. Bu yazı biraz daha detaylı olacak çünkü tablet ve oyun konsollarına iat istatistikleri de yazıya dahil edeceğim. Başlayalım...


Tekrardan kaçınmak için bu verilerin elde edilişi ile ilgili girizgahı atlıyorum. Bunun için okumadıysanız ilk yazıya göz atabilirsiniz.

PC (OS)

Türkiye'de Windows 7 henüz % 50'nin altına düşmüş değil ama düşüş trendi dünya ile aynı.
Windows 10'a geçiş oranımız dünya ortalamasının altında.
Hala toplam bilgisayar kullanıcılarının % 12.5'i Windows XP kullanıyor. Bu dünya ortalamasının 2 katı. Gelişmiş ülke ortalamalarının ise 4 katı. Değişime direnmek genlerimizde var sanırım. 

PC (Trarayıcı)

Dünya ortalamasına göre Chrome kullanımımız oldukça yüksek Firefox kullanımı ise oldukça düşük. (Ancak son 2 ayda belirgin bir yükselme var)
IE Explorer düşüşte ancak bunun sebebi Windows 10'a geçen kullanıcıların Edge kullanıyor olması.
Yandex kullanımı ise hiçbir ülkede olmadığı kadar yaygın. (% 2.9)


PC (Arama motoru)

Arama motoru cephesinde ise değişik bir şey yok. Google lider.
Dünyadan tek ayrıştığımız nokta ise Yandex'i dünya ortalamasından 8 kat daha fazla kullanıyor oluşumuz.

PC (Sosyal medya)

Mobildeki durum burada da aynen devam ediyor. Bir dünya genelinin çizgisine bakın bir de bizimkine :D


PC (Çözünürlük)

Dünyaya göre bizde 1366x768 ekran çözünürlüğü çok daha yaygın: % 30 - % 43
Dünyaya göre 1080p ekran sayısı çok daha az: %8 - %14


Telefon (OS)
Android geçtiğimiz 12 ayda Türkiye'deki pazar payını % 1.53 arttırarak %80.51'e çıkarken, IOS tarafında ise bu artış 0,74 ve pazar payı % 16.87. Bu yeni % 2.25'lik yeni müşterinin nereden geldiğini tahmin ediyorsunuzdur: Windows Phone bu süre zarfında % 1.27 müşteri kaybetmiş. Şu andaki pazar payları ise % 1.24. Yani Windows Phone kullanıcılarının % 53'ü başka platformlara geçmişler.


Telefon (Tarayıcı)

Chrome geçen yılın bu zamanlarına göre pazar payını arttırmış ama farkedebileceğiniz gibi Şubat ayından bu yana düşüşte. Bunun sebebi Samsung kullanıcılarının Samsung Internet tarayıcısının 4. versiyonunu oldukça beğenmiş olmaları. Android'in kendi tarayıcısı pazar kaybetmeye devam ediyor çünkü bunu kullanan telefonlar yavaş yavaş anneye babaya verilmeye ya da çöpe atılmaya başlandı. Safari ve IE Mobile doğal olarak işletim sistemleri nereye gidiyorsa oraya gidiyorlar.


Telefon (Arama motoru)

Söylenecek bir şey yok. Google ezip geçiyor. Pazar payı yaklaşık % 99!


Telefon (Sosyal medya)

Gördüğünüz gibi ikisini bir arada kulanmayı beceremiyoruz. Bir ay birine meyletmişiz bir ay diğerine. Mubarek suya yansıma gibi olmuş Facebook ve Twitter'in çizgisi. Ne desem nasıl yorumlasam bilemiyorum. Bir anlam veren beri gelsin. Dünyada olması gerektiği gibi bu şekildeydi hatırlarsanız. Diğer ülkelere de baktım böyle istikrarlı bir şekilde zikzag çizen bir grafik hiçbir ülkede yok.


Telefon (Markalar)

Samsung açık ara lider.
Samsung, Apple, LG ve General Mobile piyasanın % 80.14'üne sahipler.
Nokia, % 4.17'den % 2.04'e düşmüş.
General Mobile düşüşte (% 8.33) ve LGGeneral Mobile'ı yakalamış. (% 8,25)
Sony hafif bir yükselme ile %3.46'da.
HTC % 3, Turkcell % 2, Asus % 1.5'larda

Mobil (Çözünürlük)

Telefonların ekran çözünürlüğünü yorumlamak oldukça güç. Bunun sebebi telefonlarda CSS Pikseli denilen bir ölçeklendirmenin kullanılması. Teknik bir konu olduğu için ayrıntılara girip sizi sıkmak istemiyorum ama kısaca anlatayım...

CSS Piksel nedir?


1440x2550 gerçek piksel sayısına sahip bir Galaxy Note 4 ile bir web sayfasını açtığımızı düşünelim. Bu web sayfasının mobil versiyonu da bulunmasın. Bu durumda yazılar o kadar küçük olacaktır ki değil okumak yazı olduğunu dahi anlamakta güçlük çekecektiniz.

Şimdi aynı sayfayı 320x480p ekranlı iPhone 3 ile açtığınızı düşünelim. Bu seferde sayfanın sadece bir bölümünü görecektiniz. Sayfanın tamamını görmek için sayfayı sağa sola, aşağı yukarı kaydırmanız gerekecekti.

Web tasarımcıları bu sorunlardan kurtulmak ve sayfalarının her cihazda düzgün gözükmesini sağlamak amacı ile çeşitli web tasarım dili kodları kullanırlar. Bu kodlar sayesinde web sayfası mobil cihazlarda cihazın gerçek piksel sayısı yerine o cihaza uyumlu CSS piksel sayısını baz alarak oluşturulur. Böylece mobil cihaz kullanıcıları web sayfasını yazıları okunur ve ekranlarına tam sığmış olarak görüntülerler.

Ancak bu durum teknik olarak cihazın gerçek çözünürlüğünü saptamayı da oldukça güçleştirir.
Alttaki grafikten yola çıkarak açıklayayım:

360x640p ekrana sahip cihazların sayısında geçtiğimiz yıl içerisinde düzenli bir artış olmuş ve bu cihazların sayısı neredeyse 2 katına çıkmış. Düşündüğünüzde bu oldukça mantıksız. Normalde tam tersi olması gerekirdi çünkü bu çözünürlük artık kullanılmayan eski telefonla ait bir çözünürlük. İşte bunun sebebi gerçek piksel sayıları çok çok farklı olan Galaxy Note 2/Note 3/Note 4/Note 5/S3/S4/S5/S6, HTC One/Sensation, Xperia S/Z/Z1 vs. gibi cihazların bu CSS piksel çözünürlüğünü kullanması.

Bunları aşağıdaki tabloda verdim. Çözünürlükleri bu tabloya göre değerlendirmeniz gerekiyor. Yine açıklamaya çalıştığım gibi bu veriler hakkında kesin bir sonuç yürütmek mümkün değil çünkü bazı CSS piksel çözünürlüklerini çok fazla sayıda cihaz kullanıyor.

360x640 tıpkı dünyada olduğu gibi Türkiye'de de artışta ama bizdeki oaranı çok daha yüksek. Dünyada bu oran % 24 civarı iken bizde 2 katı yani % 48 civarı. E Nokia C5 kullanmadığınıza göre buradan çıkan sonuç parayı telefona, özellikle Samsung Galaxy Note ve S serisine yatırmışsınız.
2. sırada 480x800 var. Bu gerçek çözünürlük ve genelde HTC, LG ve Samsung Galaxy serisinin nispeten eski modellerine tekabül ediyor.
Altlardaki 320x568 ve 375x667 çözünürlükleri iPhone 5/5S/5C ve iPhone 6'yı gösteriyor.
Merak eden için 
736x414 çözünürlük iPhone 6 Plus'ın ve şu andaki pazar payı % 1.1.


CSS Piksel Gerçek Piksel Telefon Modelleri
360x640 1440x2560 Galaxy Note 4, Galaxy Note Edge, Galaxy S6, Xiaomi Mi Note Pro
1080x1920 Nexus 5, HTC J Butterfly/One, Lenovo K900, LG G2/Nexus 5/Optimus G Pro, SAamsung Galaxy Note 3/Galaxy Round/Galaxy S4/Galaxy S5/Galaxy S5 Active/Galaxy S5 Sport, Sony Xperia Z/Xperia Z1, Xiaomi Mi3/Mi4/Mi4i/Mi Note
720x1280 Amazon Fire Phone, BlackBerry Leap, BlackBerry Z30, HTC EVO LTE/One Mini/One X, Huawei Ascend Mate2, Motorola Moto G, Galaxy Alpha, Galaxy Nexus, Galaxy Note, Galaxy Note II, Galaxy S3, Galaxy S5 Mini, Galaxy S III, Xperia Ion, Xperia S, Xiaomi HongMi/Mi2/Mi2A/Mi2S/Redmi 1s/Redmi 2/Redmi 2A/Redmi Note/Redmi Note 2
360x640 Nokia,C5/C6/C7/N8/N97/X7
540x960 HTC Evo 3D/Sensation/Sensation XE, Huawei Ascend G6
480x800 480x800 Galaxy W, Nexus S LCD, Nexus S SAMOLED, Lenovo A390, HTC Thunderbolt, HTC Touch HD, HTC Desire HD, HTC Evo, HTC Nexus One, HTC One SV, LG Optimus 2X, LG Optimus 3D, LG Optimus Black, Lumia 620, Lumia 7X0, Lumia 8XX, Lumia 900, Nokia N800/N810/N900, Samsung Epic (D700), Galaxy S, Galaxy S2, Galaxy S II, Galaxy S III, Galaxy S Plus, Galaxy S3 mini
320x568 640x1136 iPhone 5, iPhone 5C, iPhone 5S, iPod Touch 5
375x667 750x1334 Apple iPhone 6
320x480 640x960 iPhone 4, iPhone 4S, iPod Touch 4,
320x480 Apple iPhone 3, iPhone 3GS, Galaxy Ace,
480x800 Lumia 900, Lumia 620
768x1280 Lumia 1020, Lumia 925, Lumia 920
720x1280 Lumia 830, HTC 8X,
480x720 ZTE Open (Firefox OS)
480x854 480x854 Motorola Defy/Droid/Droid X/Milestone, Xperia Sola, Xperia U
540x960 540x960 Motorola Atrix 2/Atrix 4G/Droid 3/Droid 4/Droid Razr
736x414 2208x1242 iPhone 6 Plus
720x1280 1080x1920 Surface 2, Surface Pro, Surface Pro 2

320x534
768x1280 Lumia 1020, Lumia 920, Lumia 925, Lumia 928
800x480 HTC Desire HD/Evo/HD2/Nexus One/One SV/Thunderbolt/Touch HD/Lenovo A390, LG Optimus 2X/Optimus 3D/Optimus Black/LU1400, Lumia 7X0/Lumia 8XX/Lumia 900, Nokia N800/N810/N900, Samsung Epic (D700)/Galaxy S/Galaxy S 2/Galaxy S Plus/Galaxy W/Nexus S LCD/Nexus S SAMOLED

Tablet

Tablette Android yükselişte (% 68) IOS düşüşte. (%32)
Diğerleri önemsiz.
Geçen sene bu zamanlar Apple piyasayı domine ederken (% 43)
şu anda Samsung gelip geçmiş durumda. (% 32 - % 34)
General Mobile, 2016 ile birlikte müthiş bir atak yapmış.(% 15)
Asus kan kaybederken Casper yerinde saymış.
Diğerleri ise % 1'in altında kalmışlar.

Konsol

Konsol cephesinde Playstation'un büyük üstünlüğü var. Xbox'ın üretiminin durdurulması ile önümüzdeki dönemde Sony piyasada iyice yalnız kalacak.
Görünen o ki önce panel teevizyonu kapmışsınız ondan sonra konsolu :)
Konsolda tarayıcının bir önemi yok ama buraya bakarak
PS3 ile PS4'ün oranını karşılaştırmak mümkün..

Bilgisayar mı, telefon mu, tablet mi?

Bilgisayar güç kaybediyor, telefon yükseliyor.
Mart 2016 itibari ile telefonla girilen sayfa sayısı bilgisayar ile girilen sayfa sayısını geçmiş.
Tablet kullanımı ise stabil: % 4

Önceki bölüm;